ABOUT ME-BEN KIMIM

Fotoğrafım
Antalya, Türkiye
"Hayatta Her İstediğini Yapan Adam" diyor bana bir arkadaşım. "Hayatta Hırsı Olmayan Adam" ya da "Topa Gelişine Vuran" deseler daha doğru olur. Biliyorum hiçbirşey benim değil, herşey görüntü ve geçmiş ve gelecek elimde değil. Kadere bıraktım kendimi. Ölüm, yaşam gibi içinde yaşadığım an kadar yakınımda. Yaptıklarımız planlanmadı. Yapacaklarımız belli değil. Önümüze çıkan yollara girme cesaretimiz kadar yaşıyoruz. Cesaretimiz kadar insanız. Yaşam yerde süründüğümüz yolun uzunluğunca değil, yataydan dikeye sıçradığımız anlar kadar yüksek ve coşkun. İnsanlarla kendi parkurumda koşarak yarışırım, güreşerek değil. Pırıltım diğer insanların matlığına değil kendimi yontmama ve cilalamama bağlı. Kütlemi kaybederek bir elmas gibi değerleniyorum. En büyük sanatım Aşk. En yüce tutkum sevgi. En zayıf yanım kırılganlığım. En güçlü yanım küllerimden hep yeniden doğabilmek. Hayat mı eser mi sorusuna "Hayat, yaşasın hayat" cevabını verdim ve yaşadım.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Kalp ve Seks

Zamanımızda ya modern sedanter hayat, kötü beslenme ve stresin etkisiyle ya da teşhis imkanları gelişip yaygınlaştığı için göreceli olarak kalp hastalıklarının sıklığı artmıştır. Otuzlu, kırklı yaşlarda kalp krizi geçirmiş, tansiyonu yüksek insanlar artık eskisi kadar şaşılacak birşey değil. Teşhis kondu. Tedaviler verildi.Ne yiyeyim, ne yemiyeyim sorusu soruldu. Cevaplar, listeler alındı.Herşey tamam gibi duruyor. Peki pek çok insanın soramadığı soruyu kim cevaplayacak? Ya Aganigi-maganigi nasıl olacak? Her gün bir avuç fındık Okey mi? Hekim eğitiminde bu konu genelde geçiştirilmiştir. Bu nedenle soruyu sorabilecek cesarette hastalar da geçiştirilir. Oysa engelliye kaldırım rampası yapmak kadar önemlidir bunları anlatmak. Kalp-tansiyon hastaları lezzetli (yağlı, tuzlu, şekerli, kolesterollü) gıdalardan, alkolden, sigaradan uzak durdukları gibi belki de hayattaki en büyük zevklerden biri olan seksden de mi vazgeçmeliler ? Elbette Hayır.Hatta, kesinlikle cinsel hayatlarını sürdürmek için çaba göstermek tavsiye edilmeli. Düzenli seks (kravatlı, takım elbiseli, saati belli) değil devam edebilen ve hayatın doğal parçası olan seks stresi yok eder. İyi bir egzersiz şeklidir. Hayat bağlı kalmayı motive eder. Özgüveni artırır.
Kalp ya da tansiyon hastası olduğunu öğrendikten sonra cinsel ilişkiden soğuduğunu, korktuğunu söyleyenlerin sayısı çoktur. Doğal bir depresyon oluşmuştur. Ölüm ve hastalık endişesi zevkin önüne geçmiştir.Tedavi için kullanılan ilaçlar da cinsel istek ve sertleşme gücünü azaltabilir. Bu durumda partnerin sabırlı ve anlayışlı davranışları, hekimin desteği, cinsel terapi hatta gerekirse antidepressan ilaçlar olumlu sonuç verecektir. Seks kalp krizine yol açar mı sorusu, her ne kadar cinsel ilişki esnasındaki krizleri betimleyen yayınlar varsa da, önemsiz bir endişedir. Bu durum hızlı merdiven çıkarken ya da otobüsün peşinden koşarken de olabilirdi. Önemli olan egzersizin şiddetidir. Normal seks iki kat merdiven çıkmakla eşdeğer bir stress yaratır. Bununla beraber seks çok genişleyebilen bir tanımlamadır. Ateşli bir öpüşmeden normal insanlara işkence sayılabilecek uygulamalara açılabilir. Bir kalp hastasının partnerine kendini ispatlamaya çalışması ve gereksiz tehlikeye atılması da sık rastlanan bir durumdur. En güzel yol orta yoldur.
Kalp-tansiyon hastası olduğunuzu öğrendiniz, bir kriz geçirdiniz ya da by-pass, balon-stent gibi bir operasyon geçirdiniz diyelim. Doktorunuz size normal hayat izni verdiği andan itibaren, ki bu da genelde bir hafta-on günü geçmez, seksi yeni baştan keşfetmelisiniz Başta aşk oyunları ile birkaç gün oyalanın. Yani cinselliğinizi baştan keşfedin. Bu durum da bir hafta-on gün devam etsin. Bundan sonra normal sekse sıra gelmeli. Hareketleriniz yavaş olsun. Nefesinizi tutmayın. Eğer yakında (3 ay içinde) açık kalp ameliyatı olduysanız göğüs kemiklerinize baskı uygulayabilecek pozisyonlardan kaçının. Ellerinizi ve kollarınızı göğüs kaslarınızı, dolayısı ile sternum kemiğini zorlayacağından mümkünse kullanmayın. Aşırı yorgun ve stresli iken, alkol almışken, ağır bir yemeğin üzerinden 3-4 saat geçmeden, sigara ve kafeinli içeceklerden sonra yarım saat beklemeden cinsel oyunlara başlamayın. Gereksiz bir tehlike altına girmekle kalmayıp başarısız olma ihtimalini de artırıyor olacaksınz.
Herşeyi yaptınız ama cinsel ilişkiyi sürdürecek kadar sertleşme olmuyorsa yine bir sorun var demektir. Zaten penis damarları kalp damarları ile aynı yaştadır. Hemen bir Üroloji Uzmanına başvurun. Üroloji uzmanı size ruhsatlı olarak eczanede satılan bir ilaç tavsiye etmek zorunda ise reçetenizi alın ve Kardiyoloğunuza dönün. O sizin bazı ilaçlarınızı değiştirmek, kesmek ya da alım zamanını ayarlamak isteyebilir. Bazı kalp ilaçlarını bu mutluluk hapları ile eşzamanlı kullanmak ciddi tansiyon düşmesine hatta ölüme bile yol açabilir. Unutmayın ki bu ilaçlar aslında kalp ilaçları olarak keşfedildiler ve bazı hastalıklarda hala kullanılıyorlar. Sertleşmeye yol açmaları yan etki iken şimdi kullanım amacı olarak ön plana çıktı. Piyasada bitkisel karışımlar, doğal uyarıcılar, afrodizyaklar vb. adlarla satılan padişah macunlarına hiç itibar etmeyin. Bunlar kalp-tansiyon hastalarına kesin olarak yasaktır.
Göz ardı edilemeyecek önemli bir kural, seks partnerinizin duygusal ya da kanuni olarak bağlı olduğunuz kişi olmasıdır. Cinsel oyunların kalp krizi ve hatta ölüm ile sonlandığı bildirilen vakaların çoğu tabiri caizse "Kaçak Kesim" esnasında gerçekleşmiştir. Kurban çevresel, zamansal, ahlaki ve kişisel ağır stres altındadır. Üstelik bir şanssızlık yaşadığında, mesela tam o anda kriz geçirip hastaneye kaldırıldığında, moral bozukluğu uzun süre devam edecek ve bilinçaltında bir intihar arzusu oluşacak, çevresindeki olumsuz duyguları hissederek hayata tutunma gücü azalacaktır. Kalp ve tansiyon hastası iseniz gecelik, geçici, paralı ilişkilerden kesinlikle vazgeçiniz. Eşlerinize daha sıkı sarılınız veya hayat boyu sıkıca saracağınız ve sizi saracak eşler bulunuz.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Christ (kilise ve kilisenin dini)'a karşı olmak Anti-Christ (Deccal) olmayı gerektirmez. Dogmalara karşı olanların Roma'nın acımasız konsülünü destekler gibi davranıp İsa'yı çarmıha, inananları ateşe göndermesine gerek yok. Yanlışa karşı olup zalime destek olmayalım. Bizi dört ayaklı yerine koyup, "Bakın biz bu kapanlara hergün peynir koyuyoruz. Tamam bazen hapis, ayak-burun kopması hatta ölüm oluyor ama aç değilsiniz en azından. Sonra bu kadarcık peynir de gider ha!" diyerek korkutuyorlar. Demokrasi; insan olduğunuzu hatırlayıp, ayağa kalkarak ambarın anahtarını ele geçirmektir. Hesabınız varsa seçim sandığına saklayın. İç savaşı engellemenin tek yolu tam demokrasidir.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Hastalık Denemeleri

Zannetmeyin hekimler ölüme çare bulmuşlar. Bunlar dedikodu inanın. Maalesef ilk çıkaran bu söylentiyi, söz dönüp dolaşıp kendine gelince inanıvermiş yalanına. Önemli olan ayakta ölmek. Yatakda çürümemek. Kaderde bu da olabilir elbet. Unutmamak lazım. Ölüm en önemli gerçeğimiz.

Tıp fakültesinde çok şey öğrendik ama bir tanesi hep aklımdadır: Hekim bazen tedavi eder, çoğu zaman teskin eder ama her zaman teselli eder. Meslekde her zaman bu prensibi tutturmak istedim. Becerdim mi? Ne bileyim. Hastalar bilir.

Beni merak edenler bu yazıları okuyormuş. Dikkatli yaz dediler. Ben de istiyorum ama hiç dikkatli yaşamadım ki, yazayım. İnsanım ben. Sevap da işlerim, günah da. Feodal ahlak anlayışım da yok. Başkalarının ne yaptığı, düşündüğü gündemimde kısa süreli bir başlık olarak kalır. Hele baskıya hiç vermem. Kendimi ancak idare ediyorum. Karmaşık bir makineyim ben. Ancak mühendisi bilir aslımı.

Hani bana gelirsiniz hasta iken, ya da öyle sanırken bana gelirsiniz. Maddi manevi dertleriniz vardır. Hani etten-ruhdan kalpleriniz hastadır. Bul bakalım müneccim, hayatın sırrı nedir dersiniz bana. Yıldızlar içinizde, onlara bakın derim ya ben de. Hani yalancılar vardır içinizde. Benim de yalan söylediğimi sanırlar, kendileri gibi onlara. Ben ne yalan söyleyim ki size gafiller. Benim rızkımı siz vermiyorsunuz ki, beni aç koyasınız. Benden güçlü değilsiniz ki, beni yenesiniz. Benden cesur değilsiniz ki, beni korkutasınız. Benden çok bilmezsiniz ki, beni apıştırasınız. Ey bana şifa aramak için gelenler, ben emanete ihanet etmem. Gelin elimden geleni yapayım sizin için.

Çok doktora gidip de, herbirini dinleyenler "Yedi Kocalı Hürmüz" gibidir. Hürmüz hamile baba belli değil. Hasta memnun değilse nikahtan boşanıp, bir uygun süre de beklesin. Sonra yeni bir doktor bulsun kendine. Böylesi maslahata çok uygun olur.

Babaların çok çocuğu olunca bunlar karışır birbirine. Adı neydi, yaşı neydi, ne yer, ne içer, huyu-suyu nasıldır. Çocuk tekmil vermeli arada.

Hastanın kalp doktoruna giderken vazifesi, kesin vazifesi şudur: Geçmişini yanında taşımak. Yani bütün tetkik sonuçlarını ve ilaçların kendisini. Mümkünse geçmişte kullandığı ilaçları getirmeli. İlaçlarını kullanırken gelmeli, bittikten sonra değil. AÇ gelmeli. Sabah bir çay bile içmemeli, hele bir lokma ekmek hiç yememeli. Çok bekledik ya dışarda dememeli. Doktoru ile rezonansını "eş titreşimini" bozmamalı. Bu doktoru sevmedim diye düşündüyse bunu sessiz düşünmeli. Diğer hastalar da insan ve şifa arıyorlar. Üzdüğünüz bir doktor size hiç şafi eli ile bakamaz ve sizden sonraki hastalara da bir müddet faydasız olabilir. Siz mutsuz olduysanız oradan sessizce uzaklaşın. Bu herkes için en iyisi olacaktır. Doktoru iyi dinleyin. O sizle konuştuğunda siz de onunla konuşun. Hiçbir şey anlatmıyorsa ve tatmin olamadıysanız sorun. Yine olmadıysa başka bir hekime gitme zamanı gelmiştir. Hastalığınız ile ilgili bilgi sahibi olmak sizin hakkınızdır. Dikkat edin, bazen hak aramak ile zulmetmek arasında pek fark yoktur. Zalimler ise şifa veremez ve şifa bulamaz. Hastalığın teşhis ve tedavisi ardışık olarak yürür. Halkın sağlık kadar kendini bilgi sahibi sandığı başka bir konu yoktur ve bu toplumsal bir hezeyandır. İnsanların en kolay ihanet ettiği sevgilileri hekimleridir. Ben ilacı azaltmayı uygun gördüm, ben ilaçları attım rahat ettim, komşuya iyi gelmiş diye aldım, beni zehirledi bu ilaçlar, tansiyonum yükselince alıyorum sadece, bitince bıraktım, devamlı kullanırsam alışkanlık yapar sandım, bunlar bizi gerizekalı yapıyormuş, iyileşince bıraktım, karaciğere dokunuyormuş, eczacı; bu daha iyi, kim verdi bu ilaçları dedi, görümcem içme dedi, annem de içmiş iyi gelmemiş, şifalı bitki kullandım iyi geldi, kolesterol düşmüş bırak dediler vb. binlerce değişik ifade. Sonuç aynı. Sil baştan tedavi yeniden. Kaybedilen sağlık, canlar ve hepimizin parası.

Tekrarlıyalım. Hekimi seç, yardım et, güven ve itaat et. Sorgula, öğren, uygula. Yorum Yap ama Uygulamadan önce Sor. Hekimin sana biçtiği elbiseyi giy ve elbise üzerinde iken sen ve hekimin tatmin oluncaya kadar provaya gel. İyileşmenizi ve bir daha hasta olmamanızı dilerim.


22 Mart 2009 Pazar

FİKİRLER, YORUMLAR

1. Bostancı-Kartal sahil yolu tam teftiş fırçası... Sarhoşlar içip şişeleri kırmışlar. Bisiklet yolunda, çocuk parkında, yürüyüş parkurunda. Ateşler yakmış evsizler. Her taraf çöp. Halk piknik yapmakla mangal yapmayı karıştırıyor. Bisiklet yollarını yapanlar da, denetleyenler de eminim en son bebekken komşunun üç tekerleklisine binmişler. Harika bir yer bu yol. Lütfen sayın ilgililer, halkımız artık çadırlı göçebe olduğunu unutana kadar daha bir gayret. Yapılmışı bilenlere danışırsanız enaniyetiniz incinse de hizmet etmiş olursunuz.

12 Şubat 2009 Perşembe

Araba Kullanma

Yakın takip (tailgating) öndeki arabanın plakasını okuyamayacak kadar arkasına yaklaşarak sürmektir. Hiçbir normal psikolojide insanın (geçici delirmeler hariç) yapmayacağı bir aptallıktır. Nedeni orta yaşlılarda iktidarsızlık ve çok gençlerde iktidar fazlalığıdır :-) Yakın takip ve gereksiz şerit değiştirmek trafiğin tıkanmasında en önemli sebepler. Hızı saatte 50 km olan 50 arabalık bir konvoyda en öndeki araç hiç hızını azaltmadan fren ışıklarını yaksa 50 saniye sonra en arkadaki arabanın hızı 0 km olur, yani durmak zorunda kalır. Mesafelerin frene basmadan sadece gazla hız ayarı yapılabilecek kadar olması lazım. Ek şerit oluşturmak ve yol eğimine uygun hız ve vitesde gitmemek de başka bir bela. Burada da hasta ruhlar ortaya çıkıyor. Bence insanın merhameti dilenciye verdiği sadaka ile değil trafikde diğerlerine gösterdiği saygı ile ölçülmeli. Trafik çoğumuzun Dr. Jekyll ile Mr. Hyde arasında değişimini gösteren en basit gösterge. Allah Teala hepimizi trafik magandamsı canavarlarından ve onlara dönüşmekten korusun.

25 Eylül 2008 Perşembe

Mescid Adabı

Malum Ramazan; eller sigarasız, mideler aç, dudaklar kuru, gönüller "meğer ne büyükmüş iç dünyamız" nidası ve şaşkınlığında. Mescidlere daha çok uğrar olduk. Olduk da, açlığın kokuya hassas hale getirdiği burunlar dayanamıyor artık asosyal müslümanların gayri sıhhi ıtırlarına. Ey müslüman; secde edilen Allah evlerine gelirken yıkan, elbiseni temizle, çoraplarını değiştir. Ayakların hasta ise tedavi ettir. Çürümüş ceset kokan uzuvlarınla aramıza gelme. Mest giy bari kokun yayılmasın. Koltuk altları ve kasıklarında milli park veya sit alanı yok. Ormanları sık sık gençleştir, budama yap. Terlemeyi engelleyen deodorant sür. Secdede koltuk altları açılıyor. Kötü kokular muhtemelen melekleri kaçırıyor ama mutlaka diğer müslümanları rahatsız ediyor. Mescidde pis kokun yüzünden biri senin anana-avradına sövüyorsa, Allah doğrusunu bilir ama o anda mu'min olsan da İslam ahlakından "eyne es sera min es sureyya" misali uzak olduğuna en azından beni şahit yazsınlar. Vaktime acımam giderim muhakemeye, velev on celse olsun. İslam'da yerini bulamadığım, papaza, zangoça benzeyen laaaik devletten maaşlı mescid personeli de tuvalet işletmekten ve dünyevi işlerini yapmaktan bizim toplanarak alnımızı secdeye koyacağımız ve kardeşlerimizle omuzlarımızı eskiteceğimiz yerlerde temizlikten hiç bahsetmezler. Hiç hazzetmezler de ondan mı acaba? Kendimize gelelim. İslamı, başka birşeyleri olmadığı için ve atalarının dini sanarak sahiplenen güruhdan kurtarmanın zamanı geçiyor. Ey iman edenler; İman edin.
25.09.2008

Koşullama

Kimse artık beli kırık konuşmasın benim yanımda. Ya doğruyu söylesin ya da sussun. Dedikodu, gıybet ve çoğunlukla da iftiradan oluşan konuşmalar çok yaygın. Kadın-erkek ayrımı da yok, hatta bu hastalıklar erkekleşmiş bizde. Ya da erkek görünümünde gayri muktedirler bu işin başı. Bol sildenafilli günler dilerim kendilerine. Olmuyorsa güçlü kuvvetli (el-bel-dil üçgenleri) erkeklere teslim olsunlar. Yeter ki sureti Hakdan görünmesinler.

21 Ekim 2007 Pazar

SOGUT YAPRAGINA

Dudağında yangın varmış dediler
Ta ezelden yayan, koşarak geldim
Alev yanakları sarmış dediler
Sevda seli oldum, taşarak geldim

Kapılmışım aşk oduna bir kere
Katlanırım her belaya, derde
Uğraya uğraya devirden devre
Bütün kainatı aşarak geldim

Yapmaktır, yıkmak senin bu gamlı gönlü
Ben gönlümü sana verdim, götürü
Sana meftun olduğumdan ötürü
Sarhoş oldum İlkin, coşarak geldim.

(Neyzen'den uyarlandı)

Belit Ozukan

Cay yapraklari fermente edilmeden (curutulmeden ve firinlanmadan) kurutularak yesil cay elde edilir. Sicak suda uc dakikada sakinlestirici ve bes dakikada uyarici olarak kullanilmak uzere demlenir. Nurgul marka olanlari pek tercih edilmemelidir. Bunlarin yesil rengi cok parlak olsa da yapay boyalar icermektedir. Sagliga zararlidir. Elde edilen sicak sivida insan metabolizmasi icin cok olumlu etkileri olan bir suru alkoloid vardir. Fazla yaglari eritir, kanser ve kalp hastaliklarina karsi korur ve en onemlisi mutluluk hormonunu artirir. Ince porselen bir fincanda ve guzel bir kitap esliginde "kitap gibi ama kucaginizda degil karsinizda oturtarak hayati sekillendireceginiz, ruhunuzu rotuslayacak insanlar artik sadece kitaplarda kaldigindan" size yasam enerjinizi geri verir. Milyarin uzerinde insan, binlerce senedir bunu yapiyor, yanilmis olamazlar dedim ve yanilmadim. Cekik gozlerin esrarina kapildim ve bu yemyesil dunyaya daldim. Mutluyum.
Bugun nobetci oldugum hastanede kendime bir fincan yesil cay demleyip, odamda mutluluk seansima cekildigimde, masamin uzerinde muhtemelen unutulmus bir Vatan Gazetesi vardi. Televizyon ekinden bir sayfayi alip fincanimin altina koydum. Acikta kalan ucuncu sayfada kizil sacli "muhtemelen bakir kizili ve mavi-siyah golgeli" sevimli fotograf ilgimi cekti. Hemen yaninda aptal bakisli, erotik oldugunu sagli sollu ilan eden disi kus fotografi yerine onun altini okuyuverdim goz ucuyla. "Aksiyom Bloodcore" kitap okuyormus. Hem de set aralarinda. Haber bile olur tabi. Doktorlar roman okuyunca "nasssill, vayy be !" ise bu da oyle. Bu kim ki acaba ? Cahilim ama yasasin internet. Hangi filmler, hangi diziler, roportajlar, cirruculum vitae "yuzeyel", falan filan. Acaba yarisma sunuyor da ondan mi okuyor ? Hayir, gozler cok derin, dudaklar dolgun ve mustehzi. Bu yay gibi gergin dudaklar keskin oklar firlatabilir. Background kuvvetli gorunuyor. Mumkun olsa da yesil cay icenlere sorsam dedim ama tabi ki imkansiz. Sonra cogunluk herzaman hakli degil ki. Bak savaslara herkes karsi ama insanlik "Habil-Kabil gibi ikiye cikinca sayilari" hep savasmis. Hatta bencileyin hep kendisiyle kavgasi olanlar bile var. Baris ise savastan türeyen uyduruk bir kelime. Hezeyana ara verdik, yeniden savasmaya guc topluyoruz demek.
Oyle istedim ki bu "Belit'i" tanimayi -fanclub gogo girls "boys"- olmaya bile razi oldum demek ki yaziyorum. Hos araya biriki dost koyup bir vesile ile tanisabilirdim belki ama ne ki simdi bu? Cinsiyet farki olmasa super olurdu ama simdi olmeyi isteyip de azad edilen balik konumuna dusebilirdim. Hatta balik, bakma bana oyle alik alik diye bir ok da yiyebilirdim. Hatta "yarin dudagindan getirilmis bir katre alevdir bu karanfil, gonlum acisindan bunu bildi" olup hic de tanimayabilirdim. Oysa ben cozy cozy bir yerde oturup karsilikli, birer fincan yesil cay icip, ruhlarimizdan karsilikli kendimize ait cekmecelerimizi acip soyle bir karistirmak isterdim sadece. Bakalim aradigimiz, hatta aradigimizi bilmedigimiz, biliyorsak da unuttugumuz gecmis ve gelecege ait ne varsa orada mi? Ben saniyorum ki, herbirimizin ruhunda butun insanlara ait cekmeceler var. Onlari zamani gelince karsilikli acariz ve bakariz. O esref saati denk getirebilirsek sorgulayan her insanin sordugu, cevapsiz sanilan sorularin bazilairini cozebiliriz.
Bakin bir fotograf ne uzun yazdirdi. Bir saat olmus. Bir altin degerinde. Bir Esref Saatte gorusmek dilegiyle.

Birol SAY

13 Haziran 2007 Çarşamba

UMUTSUZLUK ÜZERİNE

İnsan yaşadığı coğrafyaya güven duymak ister ve onu ihtiyaçlarına göre şekillendirmeye çalışır. Sosyal yaşantısında da tepkilerine güven duyabileceği ve arkasını dönebileceği bir topluluğun içinde yaşamak idealdir. Genelde bu şartları sağlamak kozmopolit şehirlerde çok zor olduğundan hepimizin içinde ve söylemlerinde emekli olup kırsala yerleşmek bir özlemdir. Umutsuzluğun belirtisidir bu. Yerleşik düzenin olmadığı bir ülkede yaşamanın, sürgünlerin kişilerin iki dudağı arasında kolayca hükümlendiği acımasızlığa isyandır. Hukuk yoktur ülkemizde. Hükümsüzdür olan hukuk. Koyununu alıp dağa çıkmak ister insan. Hayırlısı budur diye. Oysa zalimler hep mazluma ihtiyaç duyarlar. Onu gelip dağda da bulacak ve zulmedecektir. Efendilere korkak köleler lazım. Korkudur bizi köle kılan. Korkmazsak kaybetmekten ve ölmekten bile, efendilik biter. Zalimin hükmü ve iradesi çok zayıftır aslında. Korkmadan bakmalıyız gözünün içine. O zaman öldürürse bizi kölesiz kalacağından, sağ bırakırsa emrini dinlemediğimizden efendiliği bitecektir. Biz özgürlük sevdalıları onu köle de yapmak istemiyoruz ya. Bitecektir temelli. Evrende hiçbir ifadesi kalmayacak, yokluğu ifade edecektir bir anda. Kaçmayalım, gelin ölümü göze alıp, dikelim bakışlarımızı onların başının üstünden ötelere. Bitirelim yaşadığımız yerde zorbalığı. O zalimlerin gidecekleri cehennem bile olmasın.