Malum Ramazan; eller sigarasız, mideler aç, dudaklar kuru, gönüller "meğer ne büyükmüş iç dünyamız" nidası ve şaşkınlığında. Mescidlere daha çok uğrar olduk. Olduk da, açlığın kokuya hassas hale getirdiği burunlar dayanamıyor artık asosyal müslümanların gayri sıhhi ıtırlarına. Ey müslüman; secde edilen Allah evlerine gelirken yıkan, elbiseni temizle, çoraplarını değiştir. Ayakların hasta ise tedavi ettir. Çürümüş ceset kokan uzuvlarınla aramıza gelme. Mest giy bari kokun yayılmasın. Koltuk altları ve kasıklarında milli park veya sit alanı yok. Ormanları sık sık gençleştir, budama yap. Terlemeyi engelleyen deodorant sür. Secdede koltuk altları açılıyor. Kötü kokular muhtemelen melekleri kaçırıyor ama mutlaka diğer müslümanları rahatsız ediyor. Mescidde pis kokun yüzünden biri senin anana-avradına sövüyorsa, Allah doğrusunu bilir ama o anda mu'min olsan da İslam ahlakından "eyne es sera min es sureyya" misali uzak olduğuna en azından beni şahit yazsınlar. Vaktime acımam giderim muhakemeye, velev on celse olsun. İslam'da yerini bulamadığım, papaza, zangoça benzeyen laaaik devletten maaşlı mescid personeli de tuvalet işletmekten ve dünyevi işlerini yapmaktan bizim toplanarak alnımızı secdeye koyacağımız ve kardeşlerimizle omuzlarımızı eskiteceğimiz yerlerde temizlikten hiç bahsetmezler. Hiç hazzetmezler de ondan mı acaba? Kendimize gelelim. İslamı, başka birşeyleri olmadığı için ve atalarının dini sanarak sahiplenen güruhdan kurtarmanın zamanı geçiyor. Ey iman edenler; İman edin.
25.09.2008
ABOUT ME-BEN KIMIM
- Birol SAY
- Antalya, Türkiye
- "Hayatta Her İstediğini Yapan Adam" diyor bana bir arkadaşım. "Hayatta Hırsı Olmayan Adam" ya da "Topa Gelişine Vuran" deseler daha doğru olur. Biliyorum hiçbirşey benim değil, herşey görüntü ve geçmiş ve gelecek elimde değil. Kadere bıraktım kendimi. Ölüm, yaşam gibi içinde yaşadığım an kadar yakınımda. Yaptıklarımız planlanmadı. Yapacaklarımız belli değil. Önümüze çıkan yollara girme cesaretimiz kadar yaşıyoruz. Cesaretimiz kadar insanız. Yaşam yerde süründüğümüz yolun uzunluğunca değil, yataydan dikeye sıçradığımız anlar kadar yüksek ve coşkun. İnsanlarla kendi parkurumda koşarak yarışırım, güreşerek değil. Pırıltım diğer insanların matlığına değil kendimi yontmama ve cilalamama bağlı. Kütlemi kaybederek bir elmas gibi değerleniyorum. En büyük sanatım Aşk. En yüce tutkum sevgi. En zayıf yanım kırılganlığım. En güçlü yanım küllerimden hep yeniden doğabilmek. Hayat mı eser mi sorusuna "Hayat, yaşasın hayat" cevabını verdim ve yaşadım.
25 Eylül 2008 Perşembe
Koşullama
Kimse artık beli kırık konuşmasın benim yanımda. Ya doğruyu söylesin ya da sussun. Dedikodu, gıybet ve çoğunlukla da iftiradan oluşan konuşmalar çok yaygın. Kadın-erkek ayrımı da yok, hatta bu hastalıklar erkekleşmiş bizde. Ya da erkek görünümünde gayri muktedirler bu işin başı. Bol sildenafilli günler dilerim kendilerine. Olmuyorsa güçlü kuvvetli (el-bel-dil üçgenleri) erkeklere teslim olsunlar. Yeter ki sureti Hakdan görünmesinler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)