ABOUT ME-BEN KIMIM

Fotoğrafım
Antalya, Türkiye
"Hayatta Her İstediğini Yapan Adam" diyor bana bir arkadaşım. "Hayatta Hırsı Olmayan Adam" ya da "Topa Gelişine Vuran" deseler daha doğru olur. Biliyorum hiçbirşey benim değil, herşey görüntü ve geçmiş ve gelecek elimde değil. Kadere bıraktım kendimi. Ölüm, yaşam gibi içinde yaşadığım an kadar yakınımda. Yaptıklarımız planlanmadı. Yapacaklarımız belli değil. Önümüze çıkan yollara girme cesaretimiz kadar yaşıyoruz. Cesaretimiz kadar insanız. Yaşam yerde süründüğümüz yolun uzunluğunca değil, yataydan dikeye sıçradığımız anlar kadar yüksek ve coşkun. İnsanlarla kendi parkurumda koşarak yarışırım, güreşerek değil. Pırıltım diğer insanların matlığına değil kendimi yontmama ve cilalamama bağlı. Kütlemi kaybederek bir elmas gibi değerleniyorum. En büyük sanatım Aşk. En yüce tutkum sevgi. En zayıf yanım kırılganlığım. En güçlü yanım küllerimden hep yeniden doğabilmek. Hayat mı eser mi sorusuna "Hayat, yaşasın hayat" cevabını verdim ve yaşadım.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Hastalık Denemeleri

Zannetmeyin hekimler ölüme çare bulmuşlar. Bunlar dedikodu inanın. Maalesef ilk çıkaran bu söylentiyi, söz dönüp dolaşıp kendine gelince inanıvermiş yalanına. Önemli olan ayakta ölmek. Yatakda çürümemek. Kaderde bu da olabilir elbet. Unutmamak lazım. Ölüm en önemli gerçeğimiz.

Tıp fakültesinde çok şey öğrendik ama bir tanesi hep aklımdadır: Hekim bazen tedavi eder, çoğu zaman teskin eder ama her zaman teselli eder. Meslekde her zaman bu prensibi tutturmak istedim. Becerdim mi? Ne bileyim. Hastalar bilir.

Beni merak edenler bu yazıları okuyormuş. Dikkatli yaz dediler. Ben de istiyorum ama hiç dikkatli yaşamadım ki, yazayım. İnsanım ben. Sevap da işlerim, günah da. Feodal ahlak anlayışım da yok. Başkalarının ne yaptığı, düşündüğü gündemimde kısa süreli bir başlık olarak kalır. Hele baskıya hiç vermem. Kendimi ancak idare ediyorum. Karmaşık bir makineyim ben. Ancak mühendisi bilir aslımı.

Hani bana gelirsiniz hasta iken, ya da öyle sanırken bana gelirsiniz. Maddi manevi dertleriniz vardır. Hani etten-ruhdan kalpleriniz hastadır. Bul bakalım müneccim, hayatın sırrı nedir dersiniz bana. Yıldızlar içinizde, onlara bakın derim ya ben de. Hani yalancılar vardır içinizde. Benim de yalan söylediğimi sanırlar, kendileri gibi onlara. Ben ne yalan söyleyim ki size gafiller. Benim rızkımı siz vermiyorsunuz ki, beni aç koyasınız. Benden güçlü değilsiniz ki, beni yenesiniz. Benden cesur değilsiniz ki, beni korkutasınız. Benden çok bilmezsiniz ki, beni apıştırasınız. Ey bana şifa aramak için gelenler, ben emanete ihanet etmem. Gelin elimden geleni yapayım sizin için.

Çok doktora gidip de, herbirini dinleyenler "Yedi Kocalı Hürmüz" gibidir. Hürmüz hamile baba belli değil. Hasta memnun değilse nikahtan boşanıp, bir uygun süre de beklesin. Sonra yeni bir doktor bulsun kendine. Böylesi maslahata çok uygun olur.

Babaların çok çocuğu olunca bunlar karışır birbirine. Adı neydi, yaşı neydi, ne yer, ne içer, huyu-suyu nasıldır. Çocuk tekmil vermeli arada.

Hastanın kalp doktoruna giderken vazifesi, kesin vazifesi şudur: Geçmişini yanında taşımak. Yani bütün tetkik sonuçlarını ve ilaçların kendisini. Mümkünse geçmişte kullandığı ilaçları getirmeli. İlaçlarını kullanırken gelmeli, bittikten sonra değil. AÇ gelmeli. Sabah bir çay bile içmemeli, hele bir lokma ekmek hiç yememeli. Çok bekledik ya dışarda dememeli. Doktoru ile rezonansını "eş titreşimini" bozmamalı. Bu doktoru sevmedim diye düşündüyse bunu sessiz düşünmeli. Diğer hastalar da insan ve şifa arıyorlar. Üzdüğünüz bir doktor size hiç şafi eli ile bakamaz ve sizden sonraki hastalara da bir müddet faydasız olabilir. Siz mutsuz olduysanız oradan sessizce uzaklaşın. Bu herkes için en iyisi olacaktır. Doktoru iyi dinleyin. O sizle konuştuğunda siz de onunla konuşun. Hiçbir şey anlatmıyorsa ve tatmin olamadıysanız sorun. Yine olmadıysa başka bir hekime gitme zamanı gelmiştir. Hastalığınız ile ilgili bilgi sahibi olmak sizin hakkınızdır. Dikkat edin, bazen hak aramak ile zulmetmek arasında pek fark yoktur. Zalimler ise şifa veremez ve şifa bulamaz. Hastalığın teşhis ve tedavisi ardışık olarak yürür. Halkın sağlık kadar kendini bilgi sahibi sandığı başka bir konu yoktur ve bu toplumsal bir hezeyandır. İnsanların en kolay ihanet ettiği sevgilileri hekimleridir. Ben ilacı azaltmayı uygun gördüm, ben ilaçları attım rahat ettim, komşuya iyi gelmiş diye aldım, beni zehirledi bu ilaçlar, tansiyonum yükselince alıyorum sadece, bitince bıraktım, devamlı kullanırsam alışkanlık yapar sandım, bunlar bizi gerizekalı yapıyormuş, iyileşince bıraktım, karaciğere dokunuyormuş, eczacı; bu daha iyi, kim verdi bu ilaçları dedi, görümcem içme dedi, annem de içmiş iyi gelmemiş, şifalı bitki kullandım iyi geldi, kolesterol düşmüş bırak dediler vb. binlerce değişik ifade. Sonuç aynı. Sil baştan tedavi yeniden. Kaybedilen sağlık, canlar ve hepimizin parası.

Tekrarlıyalım. Hekimi seç, yardım et, güven ve itaat et. Sorgula, öğren, uygula. Yorum Yap ama Uygulamadan önce Sor. Hekimin sana biçtiği elbiseyi giy ve elbise üzerinde iken sen ve hekimin tatmin oluncaya kadar provaya gel. İyileşmenizi ve bir daha hasta olmamanızı dilerim.


22 Mart 2009 Pazar

FİKİRLER, YORUMLAR

1. Bostancı-Kartal sahil yolu tam teftiş fırçası... Sarhoşlar içip şişeleri kırmışlar. Bisiklet yolunda, çocuk parkında, yürüyüş parkurunda. Ateşler yakmış evsizler. Her taraf çöp. Halk piknik yapmakla mangal yapmayı karıştırıyor. Bisiklet yollarını yapanlar da, denetleyenler de eminim en son bebekken komşunun üç tekerleklisine binmişler. Harika bir yer bu yol. Lütfen sayın ilgililer, halkımız artık çadırlı göçebe olduğunu unutana kadar daha bir gayret. Yapılmışı bilenlere danışırsanız enaniyetiniz incinse de hizmet etmiş olursunuz.

12 Şubat 2009 Perşembe

Araba Kullanma

Yakın takip (tailgating) öndeki arabanın plakasını okuyamayacak kadar arkasına yaklaşarak sürmektir. Hiçbir normal psikolojide insanın (geçici delirmeler hariç) yapmayacağı bir aptallıktır. Nedeni orta yaşlılarda iktidarsızlık ve çok gençlerde iktidar fazlalığıdır :-) Yakın takip ve gereksiz şerit değiştirmek trafiğin tıkanmasında en önemli sebepler. Hızı saatte 50 km olan 50 arabalık bir konvoyda en öndeki araç hiç hızını azaltmadan fren ışıklarını yaksa 50 saniye sonra en arkadaki arabanın hızı 0 km olur, yani durmak zorunda kalır. Mesafelerin frene basmadan sadece gazla hız ayarı yapılabilecek kadar olması lazım. Ek şerit oluşturmak ve yol eğimine uygun hız ve vitesde gitmemek de başka bir bela. Burada da hasta ruhlar ortaya çıkıyor. Bence insanın merhameti dilenciye verdiği sadaka ile değil trafikde diğerlerine gösterdiği saygı ile ölçülmeli. Trafik çoğumuzun Dr. Jekyll ile Mr. Hyde arasında değişimini gösteren en basit gösterge. Allah Teala hepimizi trafik magandamsı canavarlarından ve onlara dönüşmekten korusun.